Quan Zhi Gao Shou Novel Bölüm 23

⟵ Önceki Bölüm ☰ İçeriğe Dön Sonraki Bölüm ⟶

Ye Qiu’nun Emekliliği(2)


Kulüp durumları düzeltmesi adına Sun Xiang’ı çağırabilmişti, fakat bu yeni yetme profesyonel ile ilk jenerasyonun kralının yerine koymak? Sun Xiang sadece onlara zaman kazandırmış olacaktı.

Özgür ve sıradan bir şekilde yürüyordu, ama yüreği üzüntüsünden kan ağlıyordu. Hala mücadele etmek istiyordu. Profesyonel kariyerinin bu şekilde sona ereceği aklına gelmemişti. Fakat başka şansı da yoktu. Teklifi kabul edip kulübün Antrenman partneri olmak mı? Bu aşağılayıcı bir tercih olurdu. Ayrıca Ye Xiu kulübün onu emekliliğe zorlamak için böyle aşağılayıcı bir tercih sunduğunu da biliyordu. Kulüp Ye Xiu’nun antrenman partneri olmayacağını biliyordu. Bu yüzden ona seçme şansı verdiler, Ye Xiu beklenmedik şekilde tekliflerini kabul etseydi bile, kulüp onu zor durumlara sokarak zorla bırakmasını sağlayabilirdi.

Çok zalimce olmasına rağmen iş dünyasında tek seçenekmiş gibi görünüyordu. Glory Profesyonel Ligi’nin ticarileştirilmesinden dolayı, Lig merhametten yoksun bir yer haline dönmüştü.

Ye Xiu emeklilik yaşına ulaşmamıştı. Aslında kulüpte bu hususu biliyordu. Onların bu emeklilik seçeneğine onu zorlaması da gösteriyordu ki; onlar bu yola başvurarak sadece kulüpteki bir fazlalıktan kurtulmadı, aynı zamanda bir başka kulübün hiç beklemeden bünyesine katacağı ve ilerde başına çok büyük işler açabilecek bir düşmandan da kurtulmuş oldu.

Bu korkularından dolayı Ye Xiu’yu emekliliğe zorlayarak ondan kurtulma düşünceleri başarılı olmuştu. Ye Xiu bunu görmüştü, ancak rolünü oynayıp takımdan ayrılmıştı. Bir ölüm-kalım mücadelesi miydi? O böyle bir şey istemiyordu, takip edebileceği başka yollar da vardı. Bir yıllığına emekli olmak kötü bir durum olmak zorunda değildi. Bir adım geri çekilmek bazen çeşitli fırsatlar getirebilirdi insanın önüne ki onun geriye attığı adım çok da küçük sayılmazdı……

“Bu günlük bu kadar……” Ekranda bu alt yazı gözüktüğünde Ye Xiu izlemeyi bıraktı. Bu tarz bir program internet kafedeki insanlar gibi çoğu insanı duygulandırıp göz yaşına boğmak için bilinçli olarak yapılmış bir programdı. Fakat bu geçmişe döndüren, üzücü ve çaresiz duygulardan etkilenenler içinde kim ondan daha kötü bir durumda olabilirdi ki? Ye Xiu kalabalığı yararak çıktı. Girişin dışına geldiğinde bir iç çekti. Bu sırada kulaklarına bir ses geldi. Başını sesin geldiği yöne çevirdi ve baktı. Kapının dışında Chen Guo’nun tek başına oturduğunu fark etti. Gözleri doluydu.

İkisi de birbirini görmüştü, selamlamamak iyi bir seçenek olmazdı bu yüzden Ye Xiu söze girdi ” Patron, ağlıyor musun?”

“Seni iblis. Bu tür hislerin bile mi yok?” dedi Chen Guo

“Çok fazla, eğer geri çekmesem şimdiye kadar çoktan patlamıştı?” dedi Ye Xiu.

“Geber!” Chen Guo lanetlemişti, “Peçeten var mı?”

Ye Xiu vücudunu baştan aşağı taradı: “Boş sigara paketi işini görür mü?”

“……”

“Gidip getiriyorum.” Patronun yanıtını beklemeden Ye Xiu içeriye peçete almaya gitti.

Ağlama seslerinin gürültüsü büyümüştü, hem erkek hem de kadınlar ağlıyordu. Bu sefer Ye Xiu mutsuzluğunu gizleyememişti. Bu insanların ne için ağladığını biliyordu. Bunu düşünürken, onun da gözleri dolmuştu. Ye Xiu aceleyle ön büroya gitti ve bir kağıt peçete çantası istedi. Dışarı çıkıp Peçeteleri Chen Guo’nun ellerine teslim etti. Sırtını duvara dayadı ve bir sigara yaktı.

“Ne yapıyorsun? Sen de mi ağlayacaksın? Peçete lazım mı” arkası dönük de olsa Chen Guo durumu sezmişti.

“Nasıl olur? Nasıl ağlayabilirim?” Ye Xiu vücudunu döndürdü ve bir ağız dolusu sigara dumanını Chen Guo’nun yüzüne üfledi .Daha önce silinmiş olan gözyaşları dumandan dolayı tekrar ortaya çıktı.

Chen Guo ellerini dumandan kurulamak için salladı. Beklenmedik bir şekilde, bir şey söylemedi ve kağıt peçeteleri Ye Xiu’nun ellerine geri verdi. Arkasını dönüp İnternet Cafe’ye döndü ..

Ye Xiu duvara yaslandı ve sessizce sigarasını içti. Bir peçeteyle çıkardı ve sonra sümüğü sildi. Sonra küçük restorana doğru yürüdü.

Yemeğini yiyip ağzında bir kürdanla internet kafeye döndüğünde Ye Xiu adına yapılan kısa filmin bitmiş olduğunu gördü. Fakat internet kafedeki kasvetli atmosfer hala aynıydı. Çoğu insanın gözler ağlamaktan kızarmıştı. Hemen hemen herkes aynı durumda olduğunda utanılacak bir şey yoktu. Hatta Ye Xiu’nun ki gibi sakin bir ifade takınanlara duygusuz birer iblis gözüyle bakılıyordu. Glory oynamadığınızı açıklamadıysanız, başkalarını selamlarken bile utanırdınız demekti.

Patron Chen’in nereye gittiğini bilmiyordu, öndeki masaya gidip akıbetini sordu. Esasen, bu özel yayının nasıl oluştuğunu sormak isitiyordu.

Bir Glory yarışması gerçekleştiğinde, internet kafe bunları canlı olarak gösterime sokuyordu. Aslında bugün bir maç yoktu, ancak Ye Xiu’nun emekliliği gibi özel bir durum karşısında e-spor camiası sessiz kalmamış hemen bir program hazırlamıştı. Sonuç olarak Mutlu İnternet Kafe bu programı canlı olarak yayımlamıştı.

Geçmişte oyun ile ilgili yayınlar bittiğinde herkes sinir ve oynama isteğiyle bilgisayarlara üşüşürdü. Bu direkt olarak internet kafelenin gelirini gökyüzüne kadar çıkarıyordu. Fakat bugünkü yayından sonra Glory oyuncularının tamamı kederli bir moddaydı. Bazıları evlerine, yastıklarına gömülüp ağlamak için dönmüştü bile. Bazıları 3-5 kişilik arkadaş gruplarıyla içmeye gitmişti. Elbette oyun oynamayı sürdüren insanlar da vardı. Her şeyden öte, kafedeki herkes Ye Qui hayranı değildi. Birkaç insan onun emekliliğini umursamamıştı. Fakat genel atmosfer onları da etkilemişti. Oyun oynamaya devam etmelerine rağmen içlerinde tarifsiz bir his vardı.

Tüm internet cafe sessiz görünüyordu. Sıradan bir gün olsa tüm Glory oyuncuları kulaklıklarını takmış birbirlerine bağırıyor olurdu. Cafe gürültü ve heyecanla tıka basa dolu olurdu.

Ye Xiu ne yapacağını düşündüğü sırada Chen Guo’nun ikinci kattan aşağı doğru geldiğini gördü. Aceleyle bağırdı: “Patron, bu gün resmi olarak işe başlayım mı?”

“Tamam.” Chen Guo dedi, “Fakat çalıştığın zaman asla sadece oturarak duramazsın, gözün tüm masalardaki müşterilerde de olmalı.”

“Oyun oynayabilir miyim?”

“Evet, sadece bu istasyonu kullan.” Chen Guo çalışan diğer kadının kore dizisi izlediği bilgisayarı parmağıyla göstermişti.

“Sigara içebilir miyim?” Ye Xiu sordu.

Chen Guo onun gözlerine baktı, ve çaresizce başını salladı: “İçersin. İçersin. Ama sabah buraya geldiğimde ne sigara kokusu ne de etrafta sigara külü olacak.”

“Anlaşıldı.” dedi Ye Xiu.

Kısa süre sonra, Chen Guo Ye Xiu’ya müşterilerin bilgisayarlarını nasıl açıp kapatacağını öğretti. Sonunda şunu ekledi: “Aslında senin vardiyandaki gececi müşteriler 11’de geliyor, ve gelen tüm müşterilerin masaları sabah 7’de otomatik olarak kapanıyor. Yani senin yapacağın çok fazla bir iş yok. Buralarda dursan iyi olur çünkü müşteriler bir şey istediği zaman şuradaki zil çalıyor.”

“Bilgisayarlar bozulursa ne yapayım?” Ye Xiu sordu. Bİlgisayar konusunda cahil olmamasına rağmen bozuk bir bilgisayarı tamir edecek kadar bilgisi de yoktu.

“Reset at.” dedi Chen Guo.

Ye Xiu terini sildi: “Peki ‘reset’lemek işe yaramazsa?”

“Bilgisayar istasyonlarını değiştir.” Chen Guo dedi.

Ye Xiu yeniden terlemeye başladı. Tam yeniden bir şeyler soracağı sırada Chen Guo söze girdi “Gece vardiyasında olduğundan kullanılmayan pek çok bilgisayar olacak, sadece içlerinden birini seçmen yeterli ancak bozuk bilgisayara bir de not yaz ki sabah teknisyen çağırdığımda sorunu anlayabilelim.”

“Tamam. Anlaşıldı.” Ye Xiu başını salladı.


⟵ Önceki Bölüm ☰ İçeriğe Dön Sonraki Bölüm ⟶