Quan Zhi Gao Shou Novel Bölüm 26

⟵ Önceki Bölüm ☰ İçeriğe Dön Sonraki Bölüm ⟶

Rehbere bakmayı unuttum


Elbette Chen Guo, Ye Xiu’yu öldürmedi ve seviye 5 zindanına seviye 1’ken girmedi. Başlangıç görevlerini tek başına yaptı. Kim ne derse desin görevler seviye atlamak için canavar katletmekten çok daha hızlı bir gelişim sağlıyordu.

Ne kadar işi başından aşkın da olsa Ye Xiu bir an için Chen Guo’nun ekranına göz gezdirebilecek vakti buldu: “Chasing Haze? Bu ismi daha önce nerede görmüştüm?”

Chen Guo az daha monitöre kafa atıyordu. Dişlerini göstererek kafasını çevirdi ve : “Bu benim asıl hesabımın ismi!”

“Oh, ben de öyle düşünmüştüm!” Ye Xiu’nun başı çoktan kendi ekranına dönmüştü. Chen Guo bir anda bir şey fark etmişti, yüz maskem ile buraya geldiğimden beri, bu adam başını ekranından ayırmadı. Sadece İskelet Mezarlığı’nda takılıyor. Cidden bu kadar ağır konsantre olması gerekiyor mu ki?

Bunu düşünürken, siniri biraz olsun azalmıştı çünkü İskelet Mezarlığı gerçekten de konsantrasyon gerektiren bir zindandı. İskelet Mezarlığında yaratıklar rastgele belirirdi. Belirsiz bir yerde dağınık bir iskelet yığını aniden bir iskelet savaşçıya dönüşebilir veya iskeletler aniden yerden çıkabilirdi. Zindanda belli bir yaratık sayısı yoktu. Bu zindan her zaman oyuncuların konsantrasyonunu ve reaksiyon hızını test ederdi. Dahası Ye Xiu’nun partisi bir kişi eksikti ki bu da ekstra konsantre olması gerek demekti.

Bu şekilde düşündüğünde Ye Xiu’nun haraketleri makul gelmeye başlamıştı. Artık sinirli değildi, morali bozuk bir şekilde görevleri tamamlamaya devam etti.

Yeni sunucunun henüz ikinci günüydü. Yeni başlayanlar hala bulut kümeleri gibi etraftaydı. Chen Guo görevleri teslim etmede zorluk yaşıyordu. Oyunun zirvesinde oturan Ye Xiu’nun bile buradan kurtulabilmesi 2 saatini almıştı. KS atma, yol tıkama, trolleme gibi hareketlerin hala olmasına rağmen düne nazaran daha rahattı aslında.

İşlem sırasında soğuk bir kahkaha attıldığını duydu: “Bu şekilde olacağını biliyordum.”

Chen Guo sinirlenmişti, Bu herif benimle eğleniyor mu diye düşündü. Fakat kafasını çevirdiğinde Ye Xiu’nun kulaklıklarının takılı ve kafasının ekrana gömülü olduğunu gördü. Partisiyle beraber zindana devam ediyordu! Acaba kendi kendine mi konuşmuştu? Chen Guo kendi kendine mırıldandı. Sonunda, sorun çıkarmamak en iyisi diye düşünüp canavarları sessizce öldürmeye devam etti.

Ye Xiu ve diğerleri için İskelet Mezarlığını temizlemek çok daha tehlikeli olmuştu. Seven Fields ve diğerlerinin tepki hızı yeterli olmadığından ilerlemeye çalıştıkları yol sürekli iskeletlerle doluyordu.

Son BOSS çöktüğünde, Seven Fields ve diğerlerinin hepsi ter içinde kalmıştı. Ye Xiu yerine Sleeping Moon liderliği almış olsaydı bu ekip hiç bir şansı yoktu. Bu, zindanın onlara liderlik etmek için zirve düzeyinde bir uzmana ihtiyaç duyduğu anlamına gelmiyordu; sadece bunun nedeni, oyuncular çok fazla hasar aldığından onları iyileştirmek için bir Rahibin gerekmesiydi. Açıkçası, bu başlangıç köyü derslerindeki gibi sınıf kombinasyonlarının önemini öğrenmelerini sağlayan ders oldu.

Ye Xiu’nun hem takımı iyileştirmesi hem de yaratıkları kesmesi sayesinde zindan tamamlanmış oldu. Çıktıklarında, Ye Xiu arkasına baktı. Chen Guo hala görev yapıyordu ve onunla ilgilenmiyor gibiydi. Hiç ses çıkartmadan zindana tekrar girdi. Seven Fields ve diğerleri biraz gergindi. Uzman kardeşlerini oldukça yavaşlatmışlardı. Uzman kardeş kadar yetenekli biri çok rahat kendilerinden daha yetenekli birileriyle parti kurabilirdi. Bu sefer yeteri kadar iyi olmazlarsa acaba uzman kardeş onları bırakır mıydı?

Bu düşünceler sebebiyle Seven Fields ve diğerleri %120 daha konsantre oldular. Tedbirli ve temkinli hareket ediyorlardı, tepki hızlarındaki ufacık artış, bir önceki zindandaki hızlarıyla kıyaslandığında şimdiki hızlarını oldukça arttırmıştı.

İskelet Mezarlığının üç adet gizli boss’u vardı: İskelet Savaşçı, İskelet Büyücü, ve İskelet Kral. Fakat diğer zindanlardaki gibi gizli bossun bulunduğuna dair herhangi bir bilgi yoktu bu zindanda. Gizli bosslar bir anda ortaya çıkıyorlardı. Bazı talihsiz partiler, parti üyelerini kaybetmişken gizli boss ile karşılaşıyorlardı, ve her biri çaresizce ölüyordu.

Ye Xiu’nun liderliğiyle bu tarz sıkıntıları yaşamaları mümkün değildi. İkinci zindanı temizlediklerinde yine herhangi bir gizli boss ile karşılaşmamışlardı.

Zindanı iki kez temizlemişlerdi. Ye Xiu arkasına döndü ve Chen Guo’nun ne durumda olduğuna baktı. Chen Guo, başlangıç köyünde başkalarından öldürme çalmakla meşguldü. Ye Xiu biraz daha bakındığında Chen Guo’nun 4.seviye olduğunu gördü, 5 olması için tecrübe puanı çubuğunun yarısını daha doldurması gerekiyordu.

“En iyisi acele edip bir kez daha girelim.” Ye Xiu’nun bu sözünü kimse yadırgamadı.

Öldür, öldür, öldür, ilerle, ilerle, ilerle. Bir anda önlerindeki mezartaşı sallanmaya başladı. Ekipteki kimse farketmemişti. Ye Xiu telaşla bağırdı ” Geri çekilin!!!”

Üçlü Ye Xiu’nun sesini duyar duymaz düşünmeden emrine uydu, hızla geri çekildi. Lord Grim’in silüeti hızla önlerinden geçti. Mezar taşı sallanmayı bitirdiğinde etrafa büyük miktarda çamur ve taş sıçradı.

Ye Xiu bağırdı “Dikkatli”. Hazır bir şekilde bekleyen Seven Fields ve diğerleri hızla uçan parçalardan sıyrıldı. Mezar taşının uçtuğu delikten bir iskelet cesetinin yarısı ortaya çıktı. Bu iskeleti görür görmez sıradan bir yaratık olmadığını anlamışlardı. Sistem bu sırada duyurdu: İskelet Savaşçı’nın ebedi dinlenme yerine girdiniz.

“Sonunda bir tanesiyle karşılaştık.” Ye Xiu memnundu.

“Nasıl savaşacağız?” Seven Fields ve diğerleri sordu.

Vücudunun yarısı dışarda olan İskelet Savaşcı bir anda sıçradı ve kendini delikten kurtardı. Havadayken vücuduna yapışmış olan çamurlar yağmur gibi yere yağıyordu. Elinde hasarlı fakat devasa boyutlarda bir kılıç vardı. Kılıcın boyutu bir insan kadardı.

“Çok kötü.” dedi Ye Xiu.

“Sorun ne?” Seven Fields ve diğerler hep bir ağızdan sordu.

“Rehbere bakmayı unuttum.” dedi Ye Xiu.

Üçlü bir an için kan kusacak gibi oldu. Uzman kardeş sen bi acayipsin!

“Bakmana yardım ederim.” Sunset Clouds bağırdı.

“Öyle olmaz, saldırırsa ölürsün.” dedi Ye Xiu. İskelet Savaşçısı yere iniş yapmış ve etrafı sallamıştı. Saldırı menzili oldukça genişti. Drifting Water saldırıyı zamanında savuşturamadı ve darbenin etkisiyle yuvarlanıp yere yapıştı.

İskelet Savaşçının kara gözleri bir sonraki hedefini arıyordu.

“O zaman biri dikkatini dağıtsın bu sırada ben rehbere bakarım!” dedi Sunset Clouds.

“Gerek yok.” bunu söylerken Ye Xiu kulaklıklarını çıkardı ve arkasına bağırdı: “Patron… Hey Patron!!!”

“Ne!” Chen Guo başını bile dönmedi oyun ile meşguldü.

“Rehbere bakmama yardım et.” dedi Ye Xiu.

“Rehber mi? Ne rehberi? ” Chen Guo şaşırmıştı ve başını döndü.

“İskelet Savaşçı rehberi.” Ye Xiu Boss’u gösterirken aynı zamanda Lord Grim’i kontrol ediyordu.

Chen Guo neredeyse monitöre kafa atacaktı: “Boss ile karşılaştıktan sonra mı rehbere bakmaya başlıyorsun. Boss çıkmadan önce ne bok yiyordun?”


⟵ Önceki Bölüm ☰ İçeriğe Dön Sonraki Bölüm ⟶