Quan Zhi Gao Shou Novel Bölüm 3

⟵ Önceki Bölüm ☰ İçeriğe Dön Sonraki Bölüm ⟶

Özel Görev: Gece Vardiyası


Zafer mi?

Chen Guo bir süreliğine şaşakaldı. Ekranın ortasında parlayan kelime arenanın zafer sembolü olan “KO” idi.

Oradan ayrılalı ne kadar olmuştu? 40 saniye? 50 saniye? Chen Guo bileğini kaldırdı ve saatine baktı. Kesinlikle bir dakika geçmemişti. Fakat bu sonuç? “Benim 52 kere yenildiğim adamı sadece bir dakikanın altında yendi mi?”

Chen Guo telaşlandığından hesabını geri almayı bile unutmuştu. Onu düzgünce analiz edebilmek için arenada düello yapmasını izlemek istedi. Fakat nihayetinde onun hesabından çıktığını gördü. Sanki bilgisayarda ilgisini çeken bir şey yokmuş gibi kollarını esnetti ve sağına soluna bakındı. Kafasını çevirdiğinde Chen Guo’nun pörtlemiş olan gözünü gördü ve hızlıca durumu açıkladı: “Hesabından çıkmamışsın ve ben oturduğumda savaş çoktan başlamıştı. Endişelenme kazanmana yardım ettim!”

“Ne kadar sürede hallettin?” dedi Chen Guo.

“40 saniye!” dedi Ye Qiu.

Onun bu şeyi üzülerek söylediğini fark edince Chen Guo’nun ağzı açık kaldı: “Ellerim donmuştu yoksa 30 saniye bile onu yenmeme yeterdi.”

30 saniye… …30 saniyede benim 52 kere yenildiğim rakibi halledebilir mi? Bu herif de kim böyle?

Excellent Era Takımı’ndan profesyonel oyuncu olabilir mi? Chen Guo aniden düşünedurdu. Excellent Era Kulübü’nün internet kafeden pek de uzak olmadığını biliyordu. Fakat yeniden düşündü. Eğer Excellent Era Takımı’ndan olsaydı onu tanırdım! Fakat aralarında hiç yüzünü göstermeyen bir Ye Qiu vardı.

Ye Qiu! Chen Guo o adı duyduktan sonra bir süreliğine heyecanlandı fakat tanınırlığı az olan bu uzmana, ona kim olduğunu sorarsa direkt cevap vermeyeceğini biliyordu. Tereddütünden biraz sonra, Chen Guo’nun aniden aklına bir şey geldi ve hızlıca resepsiyon masasına doğru koştu.

Chen Guo karşısındaki kıza şöyle sordu: “Salon 3 Numara 47’deki müşteri kendini kim olarak kaydettirdi?”

“Ye Xiu.” dedi kız.

Chen Guo heyecanla düşündü: “Ye Xiu… Ye Qiu? Gerçekten o!” O gerçekten onun gizlenmiş kimliğini ortaya çıkarmış gibi gözüküyordu! Gerçekten Ye Qiu olduğu kanıtlanmıştı. Kimliğinde Ye Qiu olarak yazdığını görse inanmazdı zaten.

“Heh heh heh… …” Chen Guo kötülük gülüşü yaptı. Ondan imza almak için sahip olduğu her şeyi kullanmaya hazırdı. Ye Qiu’nun imzası, ha! Kim aldı imzasını? Hiç kimse!

Bunu düşünürken resepsiyon masasındaki kız şöyle dedi: “O kimlik kartını bile unuttu.”

“Kimlik kartı mı?” Chen Guo bunu duyduktan sonra boş boş baktı. O anda heyecanından aptal gibi davrandığını fark etti. İnternet kafe kaydı müşterileri tanımlamak için olan bir sistemdi. Açıkta bırakılmış bir kimlik kartı. Birisi sahte kimlik kullanıyor olabilir miydi?

“Kimlik nerede?” Bir bakayım. “Chen Guo elinde olan kimlik kartına baktı.” Tamamdır. Üstünde Ye Xiu yazıyordu. Üzerine bir hayal kırıklığı çöktü ve zorla üzerindeki Xiu kelimesini Qiu’ya çevirmek istiyordu.

Kimliğinin sır gibi olduğu aklına geldikten sonra Qiu’yu takdir etti, o kişinin gücünü merak etse bile ona olan ilgisini çoktan kaybetmişti. Chen Guo kızgın bir biçimde Salon 3 Numara 47’ye döndü ve Ye Xiu’nun kimlik kartını teslim etti: “Unutmuş olduğun kimlik kartın.”

“Ah, teşekkürler.” Ye Xiu sonrasında sordu, “Bu internet kafede çalışıyor musun?”

“Evet, patronuyum.”

“Ah? Patron mu, bu güzel. İnternet kafenin ana sayfasında, internet kafeye eleman aradığınızı gördüm.” dedi Ye Xiu.

“Ah… …evet… …” Chen Guo bu kişinin bu soruyu aniden soracağını düşünmemişti. Sadece bu kişiyle arasındaki güç farkını karşılaştırıyordu. Bu şey mükemmel bir mazeret olabilirdi.

“Bir göz gezdirdim ve bütün şartlara uyduğumu fark ettim. Çalışmamın bir mahsuru yok değil mi?” “Bunu bir düşünün, patron.” dedi Ye Xiu.

“Ah, öyleyse benimle Glory’de duello yapman gerekiyor.” dedi Chen Guo.

“Ne? Öyle bir şart mı vardı?” Ye Xiu dönüp kontrol etti.

“Bakmana gerek yok. Şimdi ekledim.” dedi Chen Guo.

Ye Xiu boş boş baktı. Önceki zaferinin çok profesyonelce olduğunu fark etti. Bu güzel patron onun gücünü merak ediyordu fakat… …Ye Xiu acı bir şekilde gülüp başını salladı: “Seninle dövüşemem.”

“Neden?” Chen Guo şaşırdı.

“Çünkü seninle dövüşebileceğim bir hesabım yok.” dedi Ye Xiu.

“Hesap… …seviyesi ne? Ekipmanları ne?” dedi Chen Guo.

“Seviyesi de yok ekipmanı da.” dedi Ye Xiu.

“Nasıl?” Chen Guo buna inanamadı. Onun karşısında rakibi 40 saniyede alt etmişti. Eğer bu kişinin seviye almamış bir hesabı varsa nasıl böyle bir seviyeye erişmiş olabilir ki?

Ye Xiu sadece şunu söyledi: “Hesabımı başkasına verdim.”

“Ah… yani öyle… …ne cömertçe.” Chen Guo kederli bir şekilde iç çekti. Bu kişinin gücü mükemmeldi, onun hesabı kesinlikle güçsüz olamazdı. Güçlü hesaplar oldukça değerlidir. Hesabını böyle kolayca vermek yürek ister.

“Evet, çok cömertçe.” Ye Xiu zorla gülümsedi. Verilmiş olan hesabı Savaş Tanrısı One Autumn Leaf, Onu “cömert” olarak adlandırmak açıkçası az bile kalırdı.

“Yeni sunucuda oynamaya hazırlanmak için mi?” diye sordu Chen Guo.

“Yeni sunucu mu?” Ye Xiu boş boş bakındı ve bir anda tarihe baktı.

Sonraki gün Glory’nin onuncu senesinin yıl dönümüydü. Glory, ikinci yıl dönümünden beri her yıl dönümünde yeni sunucu açıyordu. Onuncu sunucuya kayıtlar ta 3 aydan önce açılmıştı. Bu günlerde eski oyunculardan olanlar eski sunucularda tatmin olamayınca Glory’de yeni bir temiz sayfa açmak için hazırlanıyorlardı.

Şimdi ise, Glory’nin onuncu sunucusu açılıyordu. Elden gitmiş One Autumn Leaf hesabı Glory’nin ilk sunucundan bir hesaptı. Sonrasında, Glory 5. sunucuya kadar genişlediğinde, birçok usta oyuncu düello becerisini geliştirmek için tüm sunuculara erişebilme özelliğini elde etti.

Şimdi ise One Autumn Leaf’in sahibi değişmişti. Böylelikle Ye Xiu’nun profesyonellik kariyeri bitmişti fakat tesadüfen yeni sunucuya başlama fikriyle baş başa kaldı. Ye Xiu’nun aklı karmakarışıktı. 10 yılda geçen bütün olaylar aklında canlanmaya başladı.

“Yeni Sunucu mu?” Ye Xiu mırıldandı.

Ye Xiu aniden Chen Guo’ya şunu sordu: “Yeni sunucunun başlarında hesabını transfer edebildiğini hatırladım, öyle bir şey var mıydı?”

“Sadece seviye 1 hesapları transfer edebilirsin.” dedi Chen Guo.

“Bir deneyeyim.” Ye Xiu cebinden hesap kartını çıkardı ve hızlı bir şekilde Glory’nin ana sayfasından sunucu transfer başvurusunu yaptı. Chen Guo kartın mükemmelliğine baktı: “Bu ilk sürüm kart değil mi?”

“Evet öyle.” Ye Xiu gülümsedi. Glory her sene yeni sürüm kart çıkarıyordu. İlk sürüm hesap kartı neredeyse on sene önce basılmıştı.

Chen Guo Ye Xiu’ya hayretler içinde baktı: “Glory’i ne zamandan beri oynuyorsun?” Kartlar yaşayan bir nesne olmasa da insanlar öyleydi. Kart on yıl civarından beri var olsa bile, bu o kişinin de o karta bu kadar süredir sahip olduğu anlamına gelmezdi.

“Neredeyse on yıldır.” Ye Xiu kartın onun olduğunu onaylar bir şekilde dedi.

Chen Guo oyuna verdiği beş yılla oyunda çoktan bir usta olduğunu kabullendiğini düşünmüştü. Önündeki kişinin onu ikiye katlarcasına tecrübeli olduğunu hiç düşünmemişti. On yıl, bu Glory’i oynayan ilk grup insanlardandı. Yeni sunucuya girdiğinde hala oyuna devam edecek kadar ilgisi vardı, bu tahrik edici şey de neydi böyle?

Bunun hakkında düşünürken, ana sayfada çoktan bir mesaj belirmişti “Sunucu başarıyla transfer edildi.”

“Bitti.” Ye Xiu kartını çıkardı. Bir kere daha ilk sürüm kartın sahip olduğu küçük detayları hatırladı.

“Burada çalışan olmak istediğini mi söylüyorsun?” Chen Guo aniden konuya girdi.

“Evet.”

“Hangisine bakmıştın?” diye sordu Chen Guo.

“Gece vardiyasında olanı.” dedi Ye Xiu.

“Ah, gece vardiyasında iyi olur musun?” Chen Guo şaşırmıştı. Gece vardiyası gece 11’den sabah 7’ye kadardı. Aylık geliri diğer vardiyalara kıyasla üç yüz yuan daha fazlaydı fakat gece vardiyası için çok azdı. Sonuçta çoğu kişi gününü gecede değil de sabah yapmak isterdi. Doğal olarak herkes görevini yaptıktan sonra dağılırdı. Eğer akşam vardiyasından sonra geceye görevi bırakabilecek birisi olduğu sürece akşam vardiyasındaki kişinin işi rahattı.

“Sorun değil, sorun değil. Geceleyin çalışmayı severim.” dedi Ye Xiu.

Chen Guo dikkatlice karşısındaki kişiyi süzüyordu. Karşısındaki kişinin saçı sanki yarım aydır bakım yapılmamış gibiydi. Saçı çok da sağlıklı gözükmüyordu. Temiz ve açık olmasına rağmen birazcık solgun gözüküyordu. Xiu’nun iki gözü de ona umursamazca bakıyordu. Bu tarz görünüşte birçok insanla karşılaşmıştı. İnternet kafeye gelen müşteriler genellikle bu görünüşte oluyordu. Karşısındaki kişi genç gibi de gözükmüyordu fakat beklenmedik bir derecede karamsardı.

Karşısındakinin tek istediği şey gece kuşu olmaktı. Sonrasında Chen Guo onu sıcak bir şekilde karşıladı. Dahası oyunda on sene geçirmiş olan kişinin gücünü merak ediyordu. Guo ellerini çırptı ve: “Tamamdır öyleyse işe alındın.”

“Çok teşekkür ederim patron.”

“Koşullara dikkatlice bir bak. Onlara uyum sağlamalısın.” dedi Chen Guo.

“Sorun değil.”

“Öyleyse iyi, benimle gel!” Chen Guo ciddileşti. Ye Xiu’yu işe aldıktan sonra, ona bir çalışan olarak fazlalık klavyeleri derleyerek ikinci kattaki depoya taşımasını söyledi.

Chen Guo’nun internet kafesi “Mutlu Net Cafe” diye çağırılıyordu. Oldukça yüksek sınıf bir internet kafeydi. Kafede iki kat ve bin tane bilgisayar vardı. İkinci kat küçüktü fakat temiz ve lükstü — yüksek sınıf bir alandı ve içerideki iki küçük oda ve depo tam bir cennetti. Yemek ve barınağın dahil olduğunu yazdı. Ye Xiu kulüpten henüz ayrılmıştı ve sonraki adımda ne yapacağını düşünmemişti. Yemek ve barınak, bunlar bir yere yerleştikten sonra verilecek sonraki kararlardı. Sonrasında internet kafedeki pozisyonu onun ilgisini çektiğini hissetti.

İlk bakışta bu küçük oda muhtemelen “barınacak” bir yer gibiydi. Öyle olsa bile dekorasyonu sadeydi, orası temiz ve düzenliydi. Ye Xiu bu durumdan oldukça memnundu. Bürüp getirdiği klavyelere kafa yormaya devam etti.

“Güzel, burası senin uyuyacağın yer.” Ye Xiu işini bitirmiş gibi gözüküyordu, depo odasına koyulmuş küçük yatağı gösteriyordu.

“Ne?” Ye Xiu şaşkın şekilde bakıyordu. O götürdüğü temiz ve parlak odada uyuyacağını hayal etmişti. Kanepeli bir çizim odası bile iyi olurdu. Burası… …Ye Xiu kafasını bakmak için kaldırdı. Küçük depo odasının batıya bakan duvarında sokağa bakan küçük bir pencere vardı. Depo odasının ışığı kapalı olunca sanki perili bir odaymış gibi loş ışık küçük pencere aracılığıyla odada süzülüyordu.

“Eh, oda biraz küçük. Şu an için burada kal.. …Normalde internet kafede çalışanlarımız için tüm odalarımız dolu. Hem çalışanların çok azı burada kalıyor. İşe aldıklarıma göre oldukça yaşlısın.” dedi Chen Guo.

“Ah, yani öyle! Sorun değil sorun değil. Bu oldukça iyi.” Ye Xiu fikrini belirtti. Onun bu iyimser tavrı Chen Guo’yu çok üzgün hissettirdi. Bu küçük depo gerçekten de yaşanacak gibi bir yer değildi.

“Boş zamanlarında, bilgisayarlarda oynayabilirsin. Bu herhangi bir sorun teşkil etmez, çalışan olduğundan ötürü de ücret ödemene gerek yok.” dedi Chen Guo.

“Patron, sen çok cömertsin.”

“Öhö, sanki bine yakın bilgisayarı bunun için almadım.” dedi Chen Guo.

“Müşteri akışı nasıl?” dedi Ye Xiu.

“Kötü değil. Beni tatmin edecek kadar.” dedi Chen Guo. “Elbette gece vardiyasında o kadar da çok kişi gelmez. Geceleri yakındaki üniversitenin öğrencileri gelir çoğunlukla. O yüzden pek fazla değil. Zamanı geldiğinde görürsün zaten.”

“Anladım.”

“İşe gösterdiğin adapte için, bugün başlamaya ne dersin? Ayrıca senin gece vardiyası için olan yeteneklerini gözlemlemek isterim.” dedi Chen Guo.

Ye Xiu gece çalışma yeteneğinin olduğunu belirtmek için şöyle dedi: “Sorun değil. Enerjim tam kapasite.”

“Tamam öyleyse. Haydi aşağı kata inelim. Sana gece yarısı için atıştırmalık bir şey ısmarlayacağım.” dedi Chen Guo.

“Ah? Ne yemeği?”

Chen Guo cebinden 1300 Yuan çıkarıp Ye Xiu’ya “Bu saatlerde pek fazla bir yer yok. Yakınlarda henüz kapanmamış küçük bir restoran olmalı. Gidip yiyecek birkaç şey al. Bu arada ben kereviz yemem.” dedi.

“Kar yağıyor ama!” dedi Ye Xiu.

“Yolun karşısında. Kardan ne kadar etkilenebilirsin ki? Çabuk ol.” dedi Chen Guo.

Ye Xiu’nun başka bir şansı yoktu. Yolun karşısına geçti ve gece için birkaç atıştırmalık şey aldı. Daha yeni işe alınmıştı fakat hemen bir yere yollanmıştı. Ama hiç de depresif hissetmiyordu. Onunla birazcık konuştuktan sonra, daha fazla sıkıntısı kalmamıştı. Gerçek bir arkadaş edinmek onu rahatlatmıştı. Ye Xiu’nun aniden aklına geldi. Bütün olanlardan sonra bile patrona adını hiç sormamıştı.


⟵ Önceki Bölüm ☰ İçeriğe Dön Sonraki Bölüm ⟶