Quan Zhi Gao Shou Novel Bölüm 4

⟵ Önceki Bölüm ☰ İçeriğe Dön Sonraki Bölüm ⟶

Gizemli Uzman


” Kardeş Chen, gece gece yine abur cubur mu yiyorsun…? ”

Gece yarısı abur cuburları aldıktan sonra Chen Guo, tüm internet kafe çalışanlarını, birlikte yemek için çağırmıştı. Abur cuburlardan gelen ağır baharat kokusunun İnternet Cafe’nin içini doldurması, haliyle müşterilerin homurdanıp şikayet etmelerine sebep oldu. Akşam yemeğinin üzerine bir hayli süre geçmiş ve çoğu müşteri atıştırmalıklardan gelen iştah açıcı kokuya maruz kalmıştı. Elbet bu onlar için katlanılabilir bir durum değildi, bu iradesi zayıf olan müşterileri çekmek için bir tuzaktı.

”Hazır erişte isteyen düzgünce sıraya geçsin.” diye seslendi Chen Guo.

”Kardeş Chen, her gün ev yemeği yemeli, bu yüzden biz hazır erişte yiyeceğiz! ” kimse bu palavraya itiraz etmedi. Müşterilerin yapabildiği tek şey internet kafe bünyesinde hazırlanan eriştelerini yerken kıskançça Chen Guo ve diğer internet kafe çalışanlarının altı çeşit yemek ve çorbadan oluşan mükellef öğünlerini yemelerini izlemek oldu.

”Eğer siz de dışarıdan yemek istiyorsanız serbestsiniz. Ama çalışanlarımdan sizin ayak işlerinizi yapmasını beklemeyin.” dedi Chen Guo.

”Bir dahaki sefere kendinize söylerken bize de sorsanız, bu vesile ile biz de sipariş versek?” dedi müşterilerden biri.

”İnternet kafede onca insan var, nasıl tüm o siparişleri alıp size teslim edelim? Bu kadar saçmalık yeter! Bu kadar çok yemeyi istiyorsan ve gidip kendin satın almaya üşeniyorsan gittiğinde onlardan numaralarını iste. Onlarda bu durumda siparişini getireceklerdir.” dedi Chen Guo.

”Kardeş Chen, sende onların telefon numarası var mı? Bana verir misin ben de kaydedeyim?” dedi başka bir müşteri.

”Numaralarına niye ihtiyacım olsun ki? Ayak işlerimi yapacak çalışanlarım varken niye onları arayıp da rahatsızlık vereyim?” diye cevapladı Chen Guo.

Bu sefer sadece kafe sakinleri değil, çalışanlarda için için ağladı. Ye Xiu fırsattan istifade : ”Patron senin soyadın Chen, değil mi?” diye sordu.

”Evet, Chen. Senin kimlik kartını görmüştüm. Benim kadar yaşlı olmadığından kardeş diye seslenmende bir sakınca yok, sana da bir şey kaybettirmez.” dedi Chen Guo.

”Nasıl istersen…” Ye Xiu zorla gülümsedi.

”Bugünün chili soslu dana eti, fazla acıydı. Küçük velet, hepsini bitir.” Chen Guo yemeğini fazla yiyememişti. Fazla acı olduğundan olsa gerek bir lokma alması ile yeme çubuğunu fırlatıp su içmeye koşması bir olmuştu. Su bardağını geri götürürken Ye Xiu’nun taburesini tekmeledi ve; ” Hala bitirmedin mi? Acele et! ” dedi.

”Acelen ne? ” dedi Ye Xiu.

”Neredeyse vakit geldi.” Chen Guo, Ye Xiu’nun da saatini görebilmesi için kolunu Ye Xiu’ya doğru kaldırdı. Saat 23.53’tü, Glory’nin yeni sunucusunun açılmasına sadece yedi dakika kalmıştı.

”Sen de mi geliyorsun? ” Ye Xiu biraz şaşırmıştı. Chasing Haze ile oynamıştı. Profesyonellerin hesapları ile karşılaştırılamasa da beş yıllık bir hesap olan Chasing Haze sıradan oyuncuların hesaplarına nazaran kolay vazgeçilebilecek bir hesap değildi.

”Şu heyecana bak.” dedi Chen Guo.

Açılan yeni sunucu oldukça heyecan vericiydi. Aslında Mutlu Net’in yoğunluktan patladığı sıradan bir gündü. Kafe, Glory oyuncularıyla dolmuştu. Gözün görebildiği tüm insanlar çoktan arayüzde kayıt sayfasını açmış faresini hala gri renkte olan onuncu sunucunun ikonunda gezdiriyordu.

Sunucunun açılması ile insanlar; birbirlerini geçip liderliği ele geçirmek, zindanları ilk temizleyen olmak, bölüm sonu canavarlarından ilk öldürmeyi alabilmek gibi oyuncuları bekleyen pek çok şey için yarışa girdi. Yeni bir sunucunun açılması bunca insanın heyecanlanması için yetmişti. Chen Guo etrafındaki heyecanlı kitleye baktı, onlara katılmasa bile insanların bu tatlı telaşı onu canlandırmak için yetmişti. Sonra gözü henüz bitirdiği yemeğinin kaplarını toplayan Ye Xiu’ya takıldı. Ye Xiu’nun beklenmedik şekilde diğer oyuncuların göstemiş olduğu heyecan ve hırstan yoksun olması, bir anda Chen Guo’nun da modunu düşürmüştü.

”Ne halt yemeye bekliyorsun! ” Chen Guo, diğer oyunculardan daha istekli görünüyordu.

”Acelemiz ne? ” Ye Xiu cidden sakindi, şaka yapar gibi bir hali yoktu. Fakat o da Glory’nin pazarlama taktiklerini inkar edemezdi. Glory’nin oyuncuları ittiği rekabetçi tutum her alanda yüksekti. Bu kesinlikle sadece para ve şans üzerine kurulmuş bir sistem değildi, gerçek beceriyi temel almış bir oyundu. Ancak yüzlerce zafer ile taçlanmış bir usta için bunlar sadece sıradan şeylerdi.

Chen Guo’nun onu öldürecekmişçesine attığı bakışlarını gördükten sonra Ye Xiu, Chen Guo’nun bakışlarını yumuşatmak adına oyuna girmeyi düşündü. İsteksizce pirinç kasesini bıraktı ve oturacak boş bir bilgisayar aradı.

”Siktir, sanırsın oyunu oynamaya ben zorluyorum. Ne çeşit bir insan bu? ” diye kendi kendine Ye Xiu’yu azarlamıştı Chen Guo. Çalışanları bir kahkaha alıp götürmüştü. Bu eleman diğerlerinden farklıydı. Büyük patronu sıradan bir şeymişçesine bu denli kızdırmak sıradan insanların yapabileceği bir şey değildi.

Chen Guo, Ye Xiu’nun yanındaki masaya geçti ve kendi Chasing Haze hesabıyla oyuna giriş yaptı. Diğer dokuz sunucunun popülaritesinin, onuncu sunucunun açılması ile gözle görülür bir düşüş yaşadığı söylenemezdi. Sunucu eskidikçe oyuncu kitlesi artar demek daha doğru olurdu. Çünkü yeni bir hesap ile Glory’e başlamak pek kolay bir iş değildi. Chen Guo’nun kendi hesabını, sırdan insanlarınki ile karşılaştırıldığında oldukça iyi bir konuma getirmesi beş yılını almıştı. Böyle bir şey nasıl kolayca bir kenara bırakılabilirdi ki? Dahası ilerleyen zamanlarda herkes ortak sunucu olan Kutsal Topraklar’a geçiş yapmaya uğraşacaktı.

Kutsal Topraklar denilen yer sıradan bir haritadan oluşmuyordu. Tamamen farklı bir dünyaydı. Kutsal Topraklar’ın haritası, sunucuların haritasından 5 kat daha büyüktü. Bu topraklar, en zor zindanları, güçlü ekipmanları, nadir bulunan malzemeleri ve en önemlisi özgürlüğü barındırıyordu. Tüm usta oyuncular orada buluşurdu. Kutsal Topraklar, bri oyuncunun uğrayacağı son duraktı.

Gece yarısı olmak üzere iken, son on saniye kala internet kafedeki herkes geri sayıma başlamıştı. Her sayı bir öncekinden daha kuvvetli çıkıyordu ağızlardan ve ”SIFIR!!! ” tüm salonda yankılandı. Onuncu sunucuya giriş ekranındaki soluk gri ikon kayboldu, herkes tek yürek oldu. Herkes giriş kartını cihaza yerleştirmek için ellerini uzattı. Hepsi onuncu sunucuya giriş için tıkladı.

Chen Guo, başını Ye Xiu’ya çevirdi ve neredeyse kan kustu. Herkes oyuna girmişken bu adam daha önce açmış olduğu web sayfasına sakin sakin göz gezdiriyordu. Chen Guo bakışlarını ekrana çevirince alınacak görev sıralamasını anlatan, yeni başlayanlar için yazılmış bir rehberi okuduğunu gördü.

”Siktir, bunlar için bile rehbere ihtiyaç mı duyuyorsun? Nasıl yapacağını bilmiyor musun? ” eğer hakiki ilk sürüm kartını görmemiş olsaydı ölene kadar dayak yese dahi bu adamın on yıllık bir tecrübesi olduğuna inanmazdı.

”Uzun zamandır bu tür şeyler yapmadım, hatırlayabilmeme imkan yok.” Ye Xiu yavaş ve sakince cevapladı.

”Daha önce bunları yapmaya çalışanlara da mı yardımcı olmadın? ” dedi Chen Guo.

”Bu tarz bir deneyim… Cidden daha önce hiç yaşamadım.” dedi Ye Xiu.

”Topluluk duygusundan yoksun.” dedi Chen Guo küçümsercesine.

”Bu tür şeyler için zamanım yoktu.” dedi Ye Xiu.

”Zamanı olmayan insanlar oyun oynamayı tercih etmezdi; oyuncular boş zamanı olan insanlardır.” dedi Chen Guo.

”Oyun oynamakla meşguldüm.” dedi Ye Xiu ciddi bir ifade ile.

”Mesleğin neydi ki?” diye sordu Chen Guo.

”Oyun oynamak!” diye bağırdı Ye Xiu.

”Oo… Sen profesyonel oyuncu musun?” dedi Chen Guo.

Ye Xiu güldü, ” Oldukça yüksek seviyelilerinden.”

”Oldukça yüksek seviyeli bir profesyonel oyuncu…?” Chen Guo boş boş bakıyordu.

Ye Xiu, gururla başını salladı.

”O zaman emekliye ayrılmış olmalısın.” dedi Chen Guo.

”Nasıl bildin? ”

”Açık değil mi? Zaten bu meslek için çok yaşlısın.” dedi Chen Guo.

Ye Xiu acı acı güldü.

”Senin gibi bir amatör o adamı kırk saniyede nasıl yendi merak etmiştim. Seni profesyonel gibi gösterdi” dedi Chen Guo

”Amatör? ”

”Bütün ustaların ismini biliyorum ve senin adını hiç duymadım amatör değilsin de nesin? ” diye sordu Chen Guo.

”Ha-ha-ha… Dediğin gibi olsun.” Ye Xiu güldü.

”Uydurma aslında emekli filan değilsin bir takımda yer bulamadın ve kovuldun. Değil mi? ” dedi Chen Guo.

Ye Xiu bunun üstüne tek kelime dahi edemedi.

”Ahh… Kusura bakma.” Chen Guo sözlerinin onu can damarından vurduğunu anlamıştı.

”Önemli değil. ” diye iç geçirdi Ye Xiu.

”Sıkma canını 25 yaşındasın, çok da geç sayılmaz. Yeteri kadar pratik yaparsan kim bilir? Belki geri dönmek için mücadele edebilirsin.” dedi Chen Guo.

”Ben de öyle yapmayı planlamıştım.” Ye Xiu gülümsedi.

”Başarılı olursan senden bir şey isteyeceğim.” dedi Chen Guo

”Nedir? ”

” İmza…”

”Neden o güne kadar bekleyelim ki şimdi imza atabilirim.” dedi Ye Xiu

”Yüzsüz olma! Neden senin imzanı isteyim ki, senden sadece hayranı olduğum insanlardan imza almanı isteyecektim.” dedi Chen Guo.

”Öyle mi? Kimden? ”

”Su MuCheng ve Ye Qiu, Ye Qui muhtemelen zor olacaktır, gözden uzakta olmayı seven bir tip.” dedi Chen Guo.

”Demek öyle…” Ye Xiu’nun gözünden yaşlar süzüldü. Ye Qiu şu an seninle muhabbet ediyor, kardeş.

”Evet, sadece o, hiç yüzünü göstermedi. Amatör bile olsa onun hakkında bir şeyler biliyorsundur değil mi?” dedi Chen Guo.

”Biliyorum, elbette biliyorum, sana bir sır vereyim aslında Ye Qiu benim.”

”Öyle mi o zaman ben de sana bir sır vereyim, aslında ben Su MuCheng’im.”

”Ben gerçekten Ye Qiu’yum.” diye söylendi Ye Xiu.

”Ben de gerçekten Su MuCheng’im.”

”Ben…. ….”

”Tamam bu kadarı yeter, ne yaptın bi’ bakayım.” Chen Guo elini salladı. Artık Ye Xiu’nun yavaş ve kaygısız hareketlerine sinirli değildi.

Fakat ekran görüş alanına geldiğinde Chen Guo; ” Hala anlamadığın bir şey varsa bana sorabilirsin.”

”Sadece ufak bir araştırma yapmak istiyorum. Sadece özellik veya yetenek açmak için olan görevleri yapacağım. Diğer görevler sadece tecrübe puanı ve ekipman veriyor. Böylesi zindanlara gitmek için daha hızlı olacaktır.” Dedi Ye Xiu.

”Doğru, tıpkı usta bir oyuncunun düşünmesi gerektiği gibi fakat bunun için tüm rehberi okumana gerek yok, rehberin son sayfasını aç.” dedi Chen Guo.

”Öyle mi?” Ye Xiu son sayfayı açıp baktı ve ani bir utanç dalgası etrafını sardı. Baktığı zaman, bu el kitabının on yıldır değişmemiş olduğunu gördü. Uzun bir süredir hiçbir oyuncu el kitabını güncellememişti. Artık her oyuncunun yaygın olarak kullandığı bu stratejiyi öğrenmek için kim niye bu rehber ihtiyaç duysun ki? Stratejisi uygulamaya hazır olduğunda Ye Xiu’nun gözünden istemsizce yaşlar aktı. Bir zamanlar Savaş Tanrısı, şimdi elinde başlangıç rehberi tutuyordu. Bu utanca nasıl dayanabilirdi ki?


⟵ Önceki Bölüm ☰ İçeriğe Dön Sonraki Bölüm ⟶